Özet
Bu makale yapay zeka ile insan zihni arasındaki felsefi uçurumu incelemektedir.
Önce temel kavramları (zeka, bilinç, akıl, irade, zevk ve acı) açıklığa kavuşturur
ve zihinsel işlevsellikteki rollerini açıklar. Daha sonra tartışma, yapay zekanın bu
kapasiteleri ne kadar taklit edebileceğini değerlendiriyor. John Searle'ün Çin
Odası deneyi, sembol manipülasyonunun anlayış olmadan da doğru çıktılar
üretebileceğini gösteriyor. Hubert Dreyfus, gerçek uzmanlığın; biçimsel kuralları
aşan sezgi, bedenlenme ve bağlam duyarlılığına dayandığını savunur. David
Chalmers'ın "zor sorun"u, öznel deneyimin (qualia) salt hesaplamalı açıklamalara
neden direndiğini vurgular. Thomas Metzinger'in öz-model teorisi, bilincin
öznenin içsel bir modelini varsaydığını ileri sürer. Daniel Dennett, karmaşık
davranışları niyetsel duruş üzerinden yorumlarken, toplumsal güveni zedeleyen"sahte insanlar" konusunda uyarıda bulunur.Metin ayrıca hayvanlar ile insanları
karşılaştırıyor ve Kant'ın özgürlüğün nedenselliği düşüncesinden yola çıkarak
iradeyi ahlaki sorumluluğa bağlıyor. Dil ve sembolik düşünce, çocukluk
döneminde ortaya çıkan zihin kuramı ile birlikte niteliksel bir fark yaratır; yapay
zeka hız ve örüntü tanıma yeteneği gösterse de yaşanmış perspektiften,
öznellikten ve anlamdan yoksundur. Sonuç olarak, hesaplama becerisi ile
anlayış arasındaki uçurum devam etmektedir. Bu nedenle insan zihninin ayırt
edici özelliği yalnızca bilişsel değil, aynı zamanda varoluşsaldır. İleri düzey yapay
zeka sistemlerini değerlendirirken gelecekteki araştırmalar ve yönetim
yaklaşımları bilinç, irade ve etik konularına odaklanmalıdır.
Abstract
This article examines the philosophical gap between artificial intelligence and the
human mind. It first clarifies core notions—intelligence, consciousness, reason,
will, pleasure, and pain—and explains their roles in mental functioning. The
discussion then assesses how far AI can emulate these capacities. John Searle’s
Chinese Room suggests that symbol manipulation can yield correct outputs
without understanding. Hubert Dreyfus argues that genuine expertise relies on
intuition, embodiment, and context sensitivity, which exceed formal rules. David
Chalmers’s “hard problem” highlights why subjective experience (qualia) resists
purely computational accounts. Thomas Metzinger’s self‑model theory claims
that consciousness presupposes an internal model of the subject. Daniel Dennett
interprets complex behavior via the intentional stance yet warns about
“counterfeit people” eroding social trust. The text also contrasts animals and
humans and, drawing on Kant’s causality of freedom, anchors will in moral
responsibility. Language and symbolic thought, together with the childhood
emergence of theory of mind, mark a qualitative difference; although AI displays
speed and pattern recognition, it lacks lived perspective, selfhood, and meaning.
Consequently, the gap between computational prowess and understanding
remains. The distinctiveness of the human mind is therefore not merely cognitive
but existential. Future research and governance should address consciousness,
agency, and ethics when evaluating advanced AI systems.
Yazarlar
Ahmet Kavlak
Anahtar Kelimeler
Yapay zeka, felsefe, benlik, bilinç, irade.
Yayın Bilgileri
- Yayın Tarihi
- 10 Temmuz 2026
- Gönderim Tarihi
- 4 Temmuz 2026
- Cilt
- 13
- Sayı
- 4
- Yıl
- 2026
- Sayfa
- 20-38
- Dil
- Türkçe
- Durum
- Yayınlandı
- Görüntülenme
- 4
- İndirme
- 2
Dosyalar
Atıf ve İndeksleme Bilgileri
Bu bilgiler akademik indeksler, atıf yöneticileri ve sosyal medya paylaşım araçları için hazırlanmıştır.
PDF URL: https://ressjournal.com/public/galley-download.php?id=4793